Ekonomide önce “soğutma” süreci yaşandı, ardından tekrar düşük ahşap kamelya faizle büyütme dönemine geçildi. Siz bu kısa dönemde alman kararları nasıl yorumluyorsunuz? Biz ciddi bir ısınma olduğuna TÜSİAD olarak inanmadık ama alman önlemlerle belli kontroller sağlandı. Yani buna kontrollü büyüme diyebiliriz. Diğer yandan Türkiye gözünü uzun vadeden ayırmamak. Kısa vadede çok dışsal etken var, bizim burada alabileceğimiz tedbirler bir yere kadar. Türkiye finansal sektörüyle, merkez bankasının deneyimiyle, kamu maliyesinin geldiği noktada kısa vadeli çözümlerle idare edecek bir ülke değil. Başbakan, “Kriz psikolojisine teslim olmayacağız” diye bir söz kullandı. Çok önemli. Bu anlamda Türkiye’yi daha dirençli ve dayanıklı görüyorum.
Ama tabii ne olursa olsun karar vericilerin ağzından ne çıktığı önemli. İstikrarlı ve uzun vadeli bir duruş gerekiyor. Bence 2001′den itibaren çok yol aldık. Türkiye’nin kamu maliyesi yönetimi, para politikası yönetimi Türkiye’yi çok önemli bir eşiğe taşıdı. Finansal sektör dünyada örnek gösterilebilecek bir seviyeye geldi. Bütün bunların ve tabii enflasyon yönetiminin de yarattığı bir güven ortamı var. Bunu muhafaza edip verimliliği artırarak dışarıdaki rekabet gücümüzü de ahşap kamelya artırmaya yönelirsek bence gerçekten örnek bir ülke olabiliriz. Türk iş dünyası mevcut konjonktürden nasıl etkileniyor? Türkiye’de özel sektör gayet cesur ve atak. Yatırım iştahı var. Borçluluk oranlarına her zaman dikkat ediliyor. Ancak diğer yandan tabii özel sektörün de kendi içinde verimlilik politikalarını düşünmesi lazım. Gümrük Birliği Türkiye’nin özel sektöründe büyük bir değişim yaratmıştır, çünkü rekabet ortamı bir anda değişmiştir. İnovasyona, eğitime, teknolojiye daha fazla kaynak ayıran şirketlerin daha kalıcı ve daha rekabetçi olabildiğini görüyoruz. Bu gerçek artık çok net önümüzde duruyor.